Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde İstanbul’da doğup büyümüş olan Hüseyin Kâmî, aslen Dağıstanlıdır. İbnü’l-Emin Mahmud Kemal’in aktardığına göre babası İstanbul’da Vâlide Hanı’nda oturan Rus teb’asından Revanlı matbaacı Hacı Abbas, annesi Kafkasyalı Çerkes’tir (Özgül 2000: 1110). İlk eğitimini Aksaray’daki Medrese-i Edebiye’de almış, tahsilini tamamladıktan sonra Bâbıâlî Matbûat Kalemi’nde memuriyete başlamıştır. Matbûat Kalemi’ndeki görevi devam ederken o devirde neşredilen çeşitli gazete ve mecmualarda yazılar yazıp konferanslar veren Hüseyin Kâmî, Abdülhâmid döneminde Mısır’a gitmiş ve orada yaklaşık üç yıl kalmıştır. Hürriyetin ilanı diye tabir ettiği II. Meşrutiyet’in ilanını müteakip 1908 yılında İstanbul’a dönmüştür. Daha sonra Tanîn Gazetesi’nde Bekir Fahrî imzasıyla hakkında çıkacak bir yazıda Kâmî’nin üç yıl kürek cezası alıp Mısır’a sürüldüğü iddia edilmiştir. Ancak Hüseyin Kâmî, bunu reddetmiş ve Bekir Fahrî’ye sert eleştiriler içeren bir yazı kaleme alıp Alemdâr Gazetesi’nde neşretmiştir. Kâmî, Bekir Fahrî’nin aynı yazısında resmî evrak üzerinde tahrifat yaptığı iddialarını da reddetmiştir. II. Meşrutiyet sonrasında iktidara gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne şiddetle karşı çıkan Hüseyin Kâmî, Osmanlı Devleti’ni derinden sarsan 31 Mart Hadisesi’nden sonra gözaltına alınıp yargılanır. On sekiz gün hapiste kaldıktan sonra Dîvân-ı Harb’de yargılanıp beraat eder. Hüseyin Kâmî ve arkadaşları, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne muhalif kesimler üzerinde takip ve baskının gittikçe şiddetlendiği bir ortamda devir ve şahıs eleştirisi için neşir faaliyeti başlatırlar. Kâmî, o dönemdeki yönetici kesimleri tenkit etme işini üstlenir. Hüseyin Kâmî’nin şiir ve yazıları 1327/1909-10 yılında Dîvânçe-yi Dehrî adıyla Nefâset Matbaası’nda neşredilir. Eser neşredilme sürecindeyken Kâmî gözaltına alınıp Ayasofya Polis Merkezi’ne götürülür ve ardından Dîvân-ı Harb’e sevkedilir. Bu arada Kürdî-zâde Ahmed Râmiz Efendi eserin kendisine ait olduğunu, Kâmî’nin eserle ilgisi bulunmadığını söyler. Bu ifadeleri üzerine Ahmed Râmiz Efendi tutuklanıp Kastamonu’ya sürgün edilir. Kâmî de İstanbul’da sıkı takibat altında kalır. 1328/1910 yılının başlarında Rehber-i İttihâd-ı Osmânî Mektebi yararına düzenlenen bir yarışmada konferans verir. Hüseyin Kâmî tiyatro salonundaki konferanstan sonraki gün Bebek’te gözaltına alınır. Otuz iki gün boyunca resmî olarak her gün karakola götürülüp ifadesi alınır. Hüseyin Kâmî bunları yaşarken yararına konferans verdiği Rehber-i İttihâd-ı Osmânî Mektebi’nin tahliyesine karar verilir ve konferansı tertip eden okul müdürü görevden alınır. 1912 yılından sonra Hüseyin Kâmî’nin akıbeti konusundaki bilgiler net değildir. 1330/1912’de Dîvânçe-yi Dehrî’yi tekrar bastırdığı ve Karaman’a nefyedildiği bilgileri kaynaklarda ortaktır. Kitabın ikinci baskısının mukaddimesindeki ifadelerinden 1911 yılında tebdil-i hava için Avrupa’ya gidip geldiği anlaşılmaktadır. Saîd Paşa’nın sadrazam olmasından sonra (31 Aralık 1911) kitabını tekrar tab ettirdiğini söyleyen Hüseyin Kâmî’nin bundan sonra ne yaptığı meçhuldür. İbnü’l-Emin, İttihatçılarla kalemen uğraştığı için 1912 yılında Karaman’a sürülüp tahminen aynı yıl içinde öldüğünü belirtmektedir (Özgül 2000: 1111). Sefer Berzeg, Kâmî’nin 1916 yılında Karaman’da tifüs salgını yüzünden öldüğünü bildirmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayımladığı bir listede ise herhangi bir kaynak gösterilmeksizin Hüseyin Kâmî’nin 1912 veya 1914 yılında Konya’da öldürüldüğü bilgisi bulunmaktadır.

Erserleri şunlardır:

1. Dîvânçe-i Dehrî: İlk baskısı 1909’da, ikinci baskısı 1912’de yapılan Dehrî Dîvânçesi’nde genellikle tehzîl ve hiciv tarzında yazılan manzumelerle çeşitli gazete yazılarıyla konferans metinlerinden derlenmiş nesirler bulunmaktadır. Hüseyin Kâmî’nin Dehrî mahlasıyla yazdığı sosyal eleştiri içerikli şiirlerinin tamamında aruz vezni kullanılmıştır. Çoğunlukla kaside nazım şekliyle yazılan bu şiirlerin büyük kısmı Fuzûlî, Nef’î, Nedîm gibi klasik şiirimizin usta şairlerinin şiirlerine yapılan tehzillerdir. Tertip hususiyetleri bakımından belirli bir düzen taşımayan Dehrî Dîvânçesi 36 manzum ve 9 mensur metinden oluşur. Bu metinlerin sıralanışı türe değil kronolojiye göredir.

2. II. Ramses (Piyes): Bu eserin adı sadece Dîvânçe’de geçmektedir. Eserin 25 numaralı metni olan şiirde bu piyesten alınan manzum bir bölüm yer almaktadır. 11 bentlik bir mütekerrir müseddes olan bu şiirde hamasi bir dille vatan sevgisi vurgusu yapılmıştır.

3. Sabâh-ı Hürriyet (Piyes): Abdülhâmid, Prens Sabahattin ve Mahmûd Şevket Paşa gibi Tanzimat ve Meşrutiyet döneminin önde gelen şahsiyetlerinin de eleştirildiği beş perdelik bir dramdır. Mısır’da kaleme alınmış olan piyes, katalog kayıtlarına göre Madam Binemciyan ve Kumpanyası’nda oynanmıştır.

4. Diğer Yazıları: Dönemin çeşitli gazete ve mecmualarında Hüseyin Kâmî’nin yazı ve şiirlerine rastlamak mümkündür. Kaynaklara göre asıl isminin dışında Donkişot, Diyojen gibi çeşitli müstear isimlerle de yazılar yazmıştır.

Hayatını ele alan sınırlı sayıdaki kaynaktan ve neşrettiği yegâne kitabı Dehrî Divânçe’sindeki bilgilerden yola çıkarak hareketli bir yaşam sürdüğünü anladığımız Hüseyin Kâmî’nin yazı ve şiirlerinin odak noktası dönemin siyasi olayları, oluşumları ve kişileridir. Manzumelerinde en çok hicvettiği şahsiyetler Küçük Saîd Paşa ve Talat Paşa’dır. Ayrıca devrin diğer sadrazamları Mahmûd Şevket Paşa, İbrahim Hakkı Paşa ile o dönemde devlet memuru olan çeşitli isimler de Kâmî’nin hicivlerinden nasibini almıştır. Hüseyin Kâmî, yazılarında ve şiirlerinde sosyal meselelere de temas etmiş, yeri geldikçe yaşananlar karşısında fikirlerini belirtmiştir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde deniz taşımacılığı yapmak için kurulan Şirket-i Hayriye adlı kurumun işleyiş düzeni, Boğaz’da yaptığı seferlerin aksaması, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin ismi ve hayvan haklarının ihlal edilmesi gibi meseleler Hüseyin Kâmî’nin eleştirdiği sosyal durumlar arasındadır.

©2020 - Çukurova Gazeteciler Cemiyeti

İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden içerik kopyalanamaz.