ÇUKUROVA GAZETECİLER CEMİYETİ BASIN PROTOKOL LİSTESİ

(BASIN-YAYIN KURULUŞLARININ ADRES, TELEFON, FAKS ve TEMSİLCİLERİ)

ÇUKUROVA GAZETECİLER CEMİYETİ    Bşk.Cafer ESENDEMİR   Atatürk Cd. Öğretmenler Sitesi B Bl.   457 07 64 – 457 07 65 458 62 58

YAYGIN YAYIN ORGANLARI (Günlük ve Sürekli Yayın Yapan Kuruluşlar) Telefon Fax

AKŞAM GAZETESİ Başak Mh. Girne Blv. N.148/A Yüreğir/ADANA 436 03 10 431 70 62

DÜNYA GAZETESİ Recep ŞENYURT Reşatbey Mh. Adalet Cd. Ersan Apt. Asma Kat 9/1 4586233 – 4581636 458 62 34

EVRENSEL GAZETESİ Cumali AKKAŞ Cemalgürsel Cd. Ali Hikmet İşh. K.2 N.8 363 10 16 363 10 16

HÜRRİYET GAZETESİ Y.Sinan TANYILDIZ Ceyhanyolu üzeri 5 Km. Efes karşısı 346 16 00 (10 Hat) 346 30 86

MİLLİYET GAZETESİ Battal ÖZBULUT Çınarlı Mh. İnönü CD. Günep İşmrkb N.42 K.6 N.611 458 13 72 458 85 03

POSTA GAZETESİ Serkan YÜKSELMİŞ Çınarlı Mh. Atatürk Cd. 12 Sk. Torun Ap. K.1 459 84 84 459 84 84

SABAH GAZETESİ Ersin RAMOĞLU Atatürk CD. K.Özülkü İşmrk. K.19 Seyhan/ADANA 457 44 99 (Pbx) 459 50 61

SÖZCÜ GAZETESİ Mehmet SERBES Yenidoğan Mh. Demirciler Sit. 2110 Sk.N.1 ADANA 530.9548488     530.9548488

STAR GAZETESİ Oğuzhan KOCABAŞ Ceyhan Yolu Üzeri 3 Km. ADANA 3242288-3233848 323 30 30

TÜRKİYE GAZETESİ Yusuf KAROĞLU Ceyhan Yolu üzeri 4.Km. 346 36 25 346 34 86

AJANSLAR

ANADOLU AJANSI Mehmet Kemal FİRİK Ziyapaşa Bul. Divan Apt. No.10/5 K:2 457 10 32 (5 Hat) 458 62 22

DOĞAN HABER AJANSI Bekir KARAKOCA Çınarlı Mh. Atatürk Cd. 12 Sk. Torun Ap. 459 84 86 (Pbx) 459 84 85

İHLAS HABER AJANSI Adnan KULAK Reşatbey Mh. 62024 Sk. Salih Bosna Ap. B Bl. K.1 459 85 05 459 85 05

TELEVİZYON

KANAL B Sema ERDOĞAN Güzelyalı Mh, 81116 SK. N.10 Çukurova/ADANA 2322 29-2040001 232 25 39

TRT Sebahattin KAHRAMAN S. Demirel Bulvarı Güzelyalı Mh.No.2 2334496-2334319 232 16 96

GÜNLÜK YEREL GAZETELER (Günlük ve Sürekli Yayın Yapan Kuruluşlar)

ADANA HABER GAZETESİ Rıfat SÖYLEMEZ Güzelyalı Mh. 81163 Sk. Cahit Gergin Ap. K.1 D.2 235 11 11 235 11 11

ADANA MEDYA GAZETESİ Taner TALAŞ Cemalpaşa Mh. 63006 Sk. Hüsamettin Uslu Ap. 456 17 16 456 17 16

5 OCAK GAZETESİ Savaş ÇOKDUYGULU Atatürk Cd. M.Kemal Özülkü İşh.K.12 459 79 84 459 79 84

BİZİM ADANA GAZETESİ Salih GÜLEÇ Çınarlı Mh. İsotlar İşh. K.9 N.92 Seyhan/ADANA 359 11 10 359 11 10

BÖLGE GAZETESİ Nevzat UÇAK Baraj Yolu 2,5 Durak Topbaş Ap. C Blk. N.47 K.2 545.4295577 545.4295577

ÇUKUROVA BARIŞ GAZETESİ ÖZCAN ALADAĞ Ziyapaşa Bl. Çınarlı Mh. İsotlar İşmrk.K.2 N.202 505 05 94 505 05 94

ÇUKUROVA MERHABA Zeki KIZILKAYA Dr.Ali Menteşoğlu Cd. Taşa İşh. K.1 No.2 ADANA 458 50 00 458 50 00

ÇUKUROVA METROPOL Tanır E.ÜZELGEÇİCİ Atatürk Cd. Kemal Özülkü İşmrk. Kat 14 D.1402 402 14 03 402 14 03

ÇUKUROVA PRESS Engin KANBER Reşatbey Mh. 62024 Sk.Salih Bosna Ap. B Bl. K.1 D.2 402 14 02 402 14 03

EGEMEN GAZETESİ Hakan DENİZLİ Reşatbey Mh. 62005 Sk. Bozdoğan Ap. B Blk. K.2 D.9 544.2642360 544.2642360

EKSPRES GAZETESİ Hakan B.YARDIMCI Çınarlı Mh. 16 Sk. No.7 ADANA 458 82 82 459 66 99

GAZETTE GAZETESİ Fatma İnci GÜL Gürselpaşa Mh. Kıyıboyu Cd. 75020 Sk. N.1/A 226 46 46 226 46 46

GÜNEY HABER GAZETESİ Namık K.KALAYCI Haydaroğlu Mh. Karataş Bl. N.162 Yüreğir/ADANA 352 23 23 352 23 31

GÜNAYDIN GAZETESİ Aytekin UÇAR Ziyapaşa Bl. İsotlar İşh. K.1 N.1 363 38 38 363 38 36

İLKHABER GAZETESİ Süreyya URİ İstiklal Mh. İstiklal Cd. N.44 4325353- 4325392 435 56 57

KENT GAZETESİ Mehmet ÇELİK Cemalpaşa Mh. Ethem Ekin Sk. N.34 Önal Ap. K.1 363 61 98 248 25 81

TOROS GAZETESİ Erden ARAT Çınarlı Mh. 61027 Sk. Delta Ap. K.1 N.1 ADANA 363 17 60 363 17 61

YENİ ADANA GAZETESİ Çetin Remzi YÜREGİR Abidinpaşa Cd. Yüregir İşh. N.56 3599984 – 3599006/ 3593655

YENİ GÜN GAZETESİ Hüseyin KARABULUT Sümer Mh. Baraj Cd. N.45 Topbaş Ap. B Bl.N.3 457 55 33 457 55 33

ZİRVE GAZETESİ Veli UÇUK Tepebağ Mh. 27021 Sk. N.9/A Seyhan/ADANA 352 41 75 359 77 43

HAFTALIK YEREL GAZETELER (Sürekli Düzenli Yayın Yapanlar)

ADANATÜRK GAZETESİ Fatma KAR Yeşilyurt Mh. 71219 Sk. Oğuz Ap. C Bl K.6/22 535.5659119 535.5659119

ÇUKUROVADAN HABER Dilber DEMİREL Ziyapaşa Bl. Piramit Ap. K.1 N.56 ADANA 363 38 92 363 38 92

GUNCELHABER Y.Kenan ATIL Şehitduran Mh. 19010 SK. N.28 Seyhan/ADANA 531.6855363 531,6855363

POZANTI GAZETESİ Tamer ÜNAL Hal Binası Üstü / Pozantı-ADANA 581 23 71 581 23 71

REFLEKS GAZETESİ                      Mehmet ULUĞTÜRKAN Yenibaraj Mh. 68063 SK. N.6 Ömer Sayın Ap. K.1 458 88 54 458 38 66

YEREL HABER İsa EKİCİ Kocavezir Mh. 32043 Sk. N.9 K.2 ADANA 352 58 58 352 28 34

YENİ METİN GAZETESİ Şener METİN T.Cemal Beriker Bl. Kaloğlu İşh.K.4 N.7 363 17 49 363 17 49

ONBEŞ GÜNLÜK YAYIN ORGANI

ADANAHABER POSTASI Halise TEKBAŞ Kayalıbağ Mh. Kaloğlu İşh. K.5 N.7 ADANA 536.8541279 457 53 35

ÇUKUROVA ÇAĞDAŞ Bülent ÇELİKTEN Pınar Mh. Yeşim Ap. K.1 N.1 ADANA 532.3920735 532.3920735

SÖZ GAZETESİ Reha ÖREN Ulucami Mh. Kızılay Cd.12 Sk.N.12 K.2 351 57 59 351 57 59

AYLIK YAYIN ORGANI

ADANALI Bircan BİRİNCİOĞLU Reşatbey Mh. 5 Ocak Cd. N.12/A K.2 ADANA 359 78 62 359 78 62

ADANUS Dursun DAĞTEKİN Reşatbey Mh. 5 Ocak Cd. N.12/A K.2 ADANA 359 78 62 359 78 62

ÇUKUROVA DELTASI Çetin Remzi YÜREĞİR Abidinpaşa Cd. Yüreğir İşh. N.56 3599984 – 3599006/3593655

DEMOKRAT ADANA GZT. Cavit BAYAR Abidinpaşa Cd. N.57 Alipek İşh. 536.6585925

ELİTHABER GAZETESİ S.Merve ŞENUR Ziyapaşa Mh. 67087 Sk. Yeşiller Ap. K.7 N.15 505.3489730

FASHION VIP Kurtar ÇAKIN Fuzuli Cd. Galeria İşmrk. B Blok K.2 N.140 ADANA 458 10 92 458 10 93

MEDYAVİZYON DERGİSİ Jale KARAŞAHİNOĞLU Bahçeşehir Mh. M.Fuat Dıblan Bl. Basın Sitesi N.16 256 36 76 256 36 76

OLAYHABER Neslihan ÖZTOPRAK Tepebağ Mh. Deniz İşh. K.2 N.2 352 46 36 352 46 36

YEREL TELEVİZYON ve RADYOLAR

ADANA TV Yurt MH. PTT Cad. No,23/A Çukurova/ADANA 234 45 75 363 63 34

AKDENİZ TELEVİZYONU Yüksel EVSEN Atatürk Cd. M.Kemal Özülkü İşhanı.K.11 401 01 01 402 02 02

ÇUKUROVA TELEVİZYONU Murat BARHUN Çınarlı Mh. Atatürk Cd. M.Kemal özülkü İşm. N.29 233 51 96/97 233 51 98

KANAL A TELEVİZYONU Fuzuli Cd. No.140 Galeria İşmerkezi İşyeri N.175 458 78 55 – 58 457 34 35

KENT TELEVİZYONU Turgay DEVELİ Atatürk Bl.Çınarlı Mh. Bekir Sapmaz Ap.K.7/25 4560612-4560613 456 06 13

KOZA TELEVİZYONU Hakkı BÜLEZ Toros Mh. 78122 Sk. Köseoğlu Apt. N.17/A 213 13 08 213 13 78

MESLEK KURULUŞLARI

ASGD A.Basri BAŞ Atatürk Cd. Özelsancak İşh. K.1 363 21 37

BASIN İLAN KURUMU M.Feramuz AYAN Reşatbey Mh. Atatürk Cd. N.22 Gen İşmrk. K.4 N.12 363 46 96 363 46 96

BASIN YAYIN ENF. İL MD.V. Mustafa KELEŞ Kurtuluş Mh. Ziyapaşa Bl. Abdulkadir Paksoy Ap. K.1 459 46 70 – 71 459 46 72

TGS Salim BÜYÜKKAYA Atatürk Cd. Özelsancak İşh. K.1 363 21 37

TSYD Adnan POYRAZ Çınarlı Mh. Atatürk Cd. 12 Sk. Torun Ap. 459 84 86 (Pbx) 459 84 85

Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nin onayı olmayan listeler geçersizdir. NOT: Liste alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir. Düzenleme Tarihi:  13.11.2017

  • Atatürk ve Basın

    Atatürk ve Basın

    Mustafa Kemal’in hayatında askerlik mesleği kadar gazetecilik mesleğinin de önemli bir yeri ve etkinliği olduğu görülür.

    Harbiye sıralarında öğrenim yapan genç Mustafa Kemal o günlerde ülke sorunlarını konu edinen el gazeteleri yayınlamıştı. Daha sonraları 1912 başlarında Bingazi cephesinde İtalyan işgalcilerine karşı savaşan Libya kahramanları İdris el Sunusi ve öğretmen Ömer Muhtar mücahitlerini desteklemeye gittiği günlerde, Mustafa Kemal bir basın adamı hüviyetinde görünüyordu.

    O zamanların yeni erkan-ı harp binbaşısı Mustafa Kemal, Bingazi’ye gidebilmek için Suriye, Lübnan, Ürdün, Süveyş, Mısır çöllerinden geçen uzun ve tehlikeli yolculuğunu gazeteci Şerif Bey hüviyeti ile yapmıştı.

    1918 mütareke ve işgal döneminde askeri üniformasından bir süre ayrılmak durumunda kalan Mustafa Kemal yakın arkadaşı Fethi Okyar ve Dr.Rasim Ferit ile beraber gazeteciliğe yönelerek 1 Kasım günü MİNBER GAZETESİ’ni yayın hayatına sokmuşlardı.

    Bu arada “Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal!” kitabını yazmıştı. Minber Gazetesi mütareke ve işgal sansürünün baskılarına ancak 50 gün dayanabilmiş ve kapanmak zorunda kalmıştı.

    “Nutuk” eserinde de belirginleştiği gibi Mustafa Kemal kapsamlı, yoğun ve verimli yazan bir usta yazardı. Ağır sorumlulukların, aşılması imkansız gibi görünen engellerin beklediği ülke kurtarıcılığı görevini üstlenmemiş olsaydı, belki de gazetecilik mesleğini sürdürüyor olacaktı.

    Mustafa Kemal Minber Gazetesi girişiminden sonra da gazetecilik ile olan bağlarını devam ettirmişti.

    Anadolu’ya geçişinden sonra ilk yaptığı işlerden biri 14 Eylül 1919 günü Sivas’ta İRADE-İ MİLLİYE GAZETESİ’ni yayın hayatına sokmak oldu. Bu gazetenin yazı ve yorumlarından önemli bir kısmını Necati, Hakkı Behiç ve Mazhar Müfit Kansu ile beraber hazırlamıştı.

    İrade-i Milliye’nin ilk manşet yazısı, “Harekatı milliye en muazzam harekatı medeniyedir” olmuştu.

    Mustafa Kemal, Ankara’ya gelişinden ondört gün sonra ANADOLU’NUN SESİ GAZETESİ’ni yayınlamış ve 10 Ocak 1920 günü de bu yayın organının adını HAKİMİYET-İ MİLLİYE’ye çevirmişti. Başlık altına, “Mesleği milletin iradesini hakim kılmaktır” ilkesini koymuştu.

    Mustafa Kemal basının, kamuoyu oluşturmada çok büyük önemi olduğunu bilen kişi olarak, Kurtuluş Savaşı boyunca milli bir basının oluşmasına çalışmış ve Milli Mücadele’yi basndan aldığı güçle sürdürmüştü. Bir yandan da, Milli Mücadele’nin başından itibaren zaman zaman, çeşitli vesilelerle gerek Anadolu basınına gerekse Anadolu harekatını destekleyen İstanbul basınına önemli demeçler vermiş, gazete muhabirleriyle görüşmeler yapmıştı.

    Mustafa Kemal, Milli Mücadele boyunca milli basının yanı sıra yabancı basınla da ilişkilerini aralıksız sürdürmüştü. Amerika’dan ve Batı dünyasından bir çok gazeteci bu yıllarda Ankara’ya gelerek onunla görüşmüş, bu görüşmeler dış basında büyük yankılar uyandırmıştı. Atatürk bu görüşme ve demeçlerinde özellikle Misak-ı Milli’nin mutlaka gerçekleşeceğini söylüyor, Türk Milleti için bu yeminden geri dönüşün olamayacağını vurguluyordu. Zira Milli Mücadele, “Ya İstiklal Ya Ölüm” kuralı üzerine oturtulmuştu.

    Mustafa Kemal Paşa, yabancı gazete ve dergilere verdiği bu demeçlerin dışında Grace Ellison, Berte Georges-Gaulis, Claude Farrere gibi yabancı yazarların Kurtuluş Savaşı esnasında Anadolu’ya gelerek Türk tezini yakından tanımalarını, onların Batı basınında Milli Mücadele lehine bir hava yaratmalarını da sağlamıştı. Bu suretle yabancı basının Türkler aleyhine tutumlara girmesi önleniyor, dış dünyanın da Milli Mücadele’den haberdar olması sağlanmış oluyordu.

    İşte Milli Mücadele yıllarında özellikle üzerinde durduğumuz 1919 – 1923 yılları arasında basının durumu, tutumu, Milli Mücadele’yi destekleyişi ve Mustafa Kemal Paşa’nın basına verdiği önemdir.

    Atatürk, basın hakkında şunları söylemiştir; “Söz, bir gazeteye, bir kitaba geçerse, düşünce saptanmış olur. Bütün dünyada okunur. Doğallıkla gelecek kuşaklara aktarılır. Saptanan ve hızlı bir biçimde yayılan düşünceler, bütün insanlığın ilerlemesine ve tarihe büyük hizmet görür.”

    01 Mart 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada da basının kamuoyu oluşturmaktaki rolünü şu şekilde açıklamıştır; “Uluslar, kamuoyunu dünyaya tanıtmak zorundadır. Bütün dünya kamuoyunu öğrenmek ise, yaşam nedenlerinin düzenlenmesi için kuşkusuz gereklidir. Bu konuda eldeki araçların birinci ve en önemlisi basındır. Basın, ulusun genel sesidir. Bir ulusu aydınlatmada ve ona yol göstermede, bir ulusa gereksinme duyduğu düşün besinini vermekte, özetle bir ulusun mutluluk ereği olan ortak doğrultuda yürümesini sağlamakta, basın başlı başına bir güç, bir okul, bir önderdir.”

    Atatürk’ün Basın Hakkındaki Sözleri

    Tecrübeler (denemeler) göstermiştir ki; her şeyi söylemekten insanları menetmek (alıkoymak) asla mümkün değildir. Fakat milli terbiye ve büyük manevi kuvvetlere karşı hükümetin münasip hareket tarzı (uygun davranışları) sayesinde isyancı fikirlerin yayılmasına müsade etmeyecek, içtimai muhit (sosyal bir ortam) yaratmak mümkündür.

    Memlekette cumhuriyet devrinin kendi zihniyeti (düşünce sistemi) ve ahlakını taşıyan basını, yine ancak cumhuriyetin kendisi oluşturur.

    Kasım 1925

    İnsanların vicdanlılığı, basının özgürlüğü ve siyasi özgürlüğün kendini göstermesi gibi, aslında çok değerli olan etkenlerin toplumu acıya ve yozlaşmaya götürecek şekilde ters kullanılmasına, sosyal varlığın varoluş sebebi engeldir.

    Kasım 1925

    Basın özgürlüğünden doğacak sakıncaların giderilme yolu yine basındır.

    Kasım 1925

    Bir insan topluluğunu sevk ve idare (yönetme ve yürütme) insanlar için, insan topluluklarının talihi üzerinde hüküm vermek mevkiinde (durumunda) bulunan dostları veya düşmanları için miyar (ölçü), bu insan topluluğunun efkarı umumiyesinden (kamuoyundan) anlaşılan binaenaleyh (bundan dolayı) milletler, efkarı umumiyesini cihana (kamuoyunu dünyaya) tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkarı umumiyesini (dünya kamuoyunu) tanımak ise hayatın gereklerinin tanzimi (düzenlenmesi) için şüphesiz lazımdır. Bu hususta ise mevcut vasıtaların birincisi ve en mühimi basındır. (konuda eldeki araçların birincisi ve en önemlisi basındır.)

    1 Mart 1922

    Basının genel yaşamda, siyasal yaşantıda ve cumhuriyetin gelişme ve ilerlemelerinde taşıdığı yüksek görevleri anmak isterim.

    Basının tam ve geniş özgürlüğü iyi kullanmasının ne denli özel bir durum olduğunu da söylemeye gerek görmem. Her türlü yasa bağlarından çok, bir kalem sahibi bilgiye, ihtiyaca ve kendi siyasal görüşlerine olduğu kadar, vatandaşların haklarına ve memleketin her türlü özel görüşlerin üstünde olan, yüksek çıkarlarına da önem ve saygı göstermesi manevi mecburiyettir ki, genel düzeni ancak bu mecburiyet sağlar.

    Ekim 1923

    Cumhuriyet döneminin kendi görüş ve ahlak anlayışını, yükselen basınını gene ancak cumhuriyetin kendisi yetiştirir.

    1925

    Gazeteler, yasaya ve genel çıkarlara aykırı işlemlere tanık olup öğrendikleri zaman, gerekli yayında bulunmalıdırlar.

    15 Ocak 1923

    Basın, milletin müşterek (ortak) sesidir. Bir milleti irşatta (uyarmakta), bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı (manevi besini) vermekte, hulasa bir milletin hedefi (amacı) saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde (sağlamada) basın, başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.

    1 Mart 1922

    Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para aleminin basın üzerinde gizli tesiri (etkisi) yahut sadece ecnebi (yabancı) devletlerin örtülü ödeneklerinin tesiri (etkisi), bunların efkarı umumiyeyi (kamuoyunu) aldatmaları ve yanıltmalarından bilhassa korkulur. Fakat hürriyetten (özgürlükten) çıkacak bu fenalık asla çaresiz değildir.

    Basın hürriyetinden (özgürlüğünden) doğacak mahzurların izalesinin (sakıncaların giderilmesinin) bizzat basın hürriyeti ile kaim (var) olduğuna dair bu yüksek meclisin mürşit (yol gösterici) ve olgun sahasında tesbit olunan (ortamında saptanan) esaslar (kurallar), eğer cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum cür’et erbabına (erdemden yoksun saldırganlara) basın içinde eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların fikir sahasında meşum tesirleri (düşünce alanındaki uğursuz etkileri) tarlasında çalışan masum vatandaşların kanlarını akıtmasına sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına başvuran bu gibi baştan çıkarıcılar, kanunların hususi müsaadelerinden faydalanmak imkanını bulurlarsa, Büyük Millet Meclisi’nin terbiye edici kahredici elinin müdahale ve tembih etmesi elbette zaruri olur. (İşe el koyması ve uyarıda bulunması elbette zorunlu olur.)

    1925

    Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı vermekte, hulasa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlıbaşına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. (1922)

    Basının umumi hayatta, siyasi hayatta ve Cumhuriyetin gelişme ve ilerlemelerinde haiz olduğu yüksek vazifeleri anmak isterim. Basının tanı ve geniş hürriyeti iyi kullanmasını ne derece nazik bir vaziyet olduğunu da beyana lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar, vatandaşların hukukuna ve memleketin her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat etmek ve hürmet etmek manevi mecburiyeti, asıl bu mecburiyettir ki, umumi düzeni temin edebilir. Ancak bu yolla zühul ve kusur olsa bile bu kusuru tashih edecek müessir vasıta, asla mazide zannolunduğu gibi basını kayıtlar altına alan rabıtalar değildir. Bilakis basın hürriyetinden doğacak mahzurların izale vasıtası da yine bizzat basın hürriyetidir. (1924)

    Basın hürriyetinden doğacak mahzurların izalesi bizzat basın hürriyeti ile kaim olduğuna dair Büyük Meclisin yol gösterici ve olgun sahasında tesbit edilen esaslar eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum cüret erbabına, basın içinde eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların fikir sahasındaki meş’um tesirleri, tarlasında çalışan masum vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvalarının dağılmasına sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına başvuran bu gibi baştan çıkarıcıların kanunların hususi müsaadelerinden faydalanmak imkanını bulursa, Büyük Millet Meclisi’nin terbiye edici ve kahredici elinin müdahale ve tenbih etmesi elbette zaruri olur.

    n  Memlekette Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakını taşıyan basını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devirler gazetelerinin ve müntesiplerinin ıslahı imkansız olanları milletin nazarında belirirken, öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip yükselmektedir. Büyük ve necip milletimizin yeni çalışma ve medeniyet hayatını kolaylaştırıp teşvik edecek işte ancak bu zihniyetteki basın olacaktır. (1925)

    Bir insan topluluğunun müşterek ve umumi hisleri ve fikirleri vardır. İnsan topluluklarının kıymetleri, medeniyet dereceleri, arzu ve temayülleri ancak bu umumi his ve fikirlerin ortaya çıkma ve belirtilme derecesiyle anlaşılır. Bir insan topluluğunu sevk ve idare eden insanlar için, insan topluluklarının talihi üzerinde hüküm vermek mevkiinde bulunan dostlar veya düşmanlar için miyar, bu insan topluluğunun efkar-ı umumiyesinden anlaşılan kabiliyet ve kıymettir. Binaenaleyh milletler, efkar-ı umumiyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkar-ı umumiyesini tanımak ise hayatın gereklerinin tanzimi için şüphesiz lazımdır; Bu hususta ise mevcut vasıtaların birincisi ve en mühimi basındır.

    Önem ve yüceliği cihan medeniyetinde açıkca kendisini gösteren basına, hükümetimizin birinci derecede önem vermesi, bu hususta sarf edeceği mesaiyi, millete ifa ile mükellef olduğu hayırlı hizmetlerin baş tarafına koyması yüksek Meclisin kesinlikle isteyeceği hususlardandır. (1 Mart 1922)

    Neşriyat suistimallere mani olur ve hükümet vasıtalarını, vazifelerini doğru yapmaya mecbur eder. Aşağı insanların para ile yaptırdıkları basın mücadeleleri vardır. En adi  yalanları yaymada basının kullanıldığı vakıadır. Basın ve fikir hürriyetinin maruz kaldığı başka tehlikeler de vardır. Basının ve hatta fikir cemiyetlerinin milli hükümetin tesirinden kurtularak siyasi veya iktisadi gizli maksatlara alet olmasından korkulur.

    Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para aleminin basın üzerinde gizli tesiri veyahut sadece ecnebi devletlerin örtülü ödeneklerinin tesiri, işte bunların efkar-ı umumiyeyi aldatmaları ve yanıltmalarından bilhassa korkulur. Fakat hürriyetten çıkacak bu fenalıklar asla çaresiz değildir.

    İlk zamanlarda bir kazanç işinden başka bir şey olmayan gazetecilik, içtimai bir müessese haline gelebilir. Bundan başka, halkın fikri ve siyasi terbiyesi de bir teminattır. Halk, müteaddit gazeteleri okumaya ve onları birbirleriyle kontrol etmeye alışır.

    Bütün bunların üstünde her şeyin olması sayesinde hüsnüniyetin inkişaf edeceğini ve hayati meseleler üzerinde hüsnüniyet sahibi insanların daima ekseriyet teşkil edeceklerini kabul etmek muvafık olur. Çünkü “her zaman dünyanın yarısını ve bir zaman dünyanın hepsini aldatmak mümkündür. Fakat bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir.”

    Gazete gerekli… Demin Milli Eğitim Müdürü genel cehaletten söz etti. Bunun için yalnız okullara da önem vermek yeterli değildir. Şimdiye değin cahil kalanlara da görüş vermek gereği vardır. Ve bunun için de önemli araç basındır. Bir de basımevleri elimizde olunca ufak kitapçıklar çıkarılarak köylere iletilir. Yalnız iletme yeterli değil, onları okutmalıdır. Ben bir çok yerler gördüm ki; ajans bültenleri bile yollarda, postalarda kalıyor. Ajanslar her yere gitmiyor. Ya telgrafhanede ya da masada kalıyor. Halk okuyamıyor. Giden yerlerde de şuraya buraya bırakıveriyorlar. Basının önemi inkar edilemez. Yurdun uygarlaşma aşaması ve kamuoyu nedir? Bunu içe ve dışa anlatacak olan basındır. Şimdiye değin dışa karşı yurdumuzun gulyabani ve barbarlar ülkesi gibi kalmasının nedeni basına önem vermediğimizdendir. Basın mensuplarını hoş tutmak gerekir.

    (15 Ocak 1923)

    Türk basını, ulusun gerçek sesi ve iradesinin doğuş yeri olan Cumhuriyet çevresinde çelikten bir kale oluşturacaktır. Bir düşünce kalesi, anlayış kalesi; basın mensuplarından bunu istemek Cumhuriyetin hakkıdır. Bugün ulusun içtenlikle birleşmiş olması, dayanışması zorunludur. Türk halkının kurtuluşu ve mutluluğu bundadır. Savaş bitmemiştir.

    Bu gerçeği ulusul kulağına, ulusun vicdanına gerektiği gibi ulaştırmada basının görevi çok ve çok önemlidir.

    (5 Şubat 1924)

  • Atatürk’ün basınla ilgili sözleri

    Tecrübeler (denemeler) göstermiştir ki; her şeyi söylemekten insanları menetmek (alıkoymak) asla mümkün değildir. Fakat milli terbiye ve büyük manevi kuvvetlere karşı hükümetin münasip hareket tarzı (uygun davranışları) sayesinde isyancı fikirlerin yayılmasına müsade etmeyecek, içtimai muhit (sosyal bir ortam) yaratmak mümkündür.

    Memlekette cumhuriyet devrinin kendi zihniyeti (düşünce sistemi) ve ahlakını taşıyan basını, yine ancak cumhuriyetin kendisi oluşturur.

    Kasım 1925

    İnsanların vicdanlılığı, basının özgürlüğü ve siyasi özgürlüğün kendini göstermesi gibi, aslında çok değerli olan etkenlerin toplumu acıya ve yozlaşmaya götürecek şekilde ters kullanılmasına, sosyal varlığın varoluş sebebi engeldir.

    Kasım 1925

    Basın özgürlüğünden doğacak sakıncaların giderilme yolu yine basındır.

    Kasım 1925

    Bir insan topluluğunu sevk ve idare (yönetme ve yürütme) insanlar için, insan topluluklarının talihi üzerinde hüküm vermek mevkiinde (durumunda) bulunan dostları veya düşmanları için miyar (ölçü), bu insan topluluğunun efkarı umumiyesinden (kamuoyundan) anlaşılan binaenaleyh (bundan dolayı) milletler, efkarı umumiyesini cihana (kamuoyunu dünyaya) tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkarı umumiyesini (dünya kamuoyunu) tanımak ise hayatın gereklerinin tanzimi (düzenlenmesi) için şüphesiz lazımdır. Bu hususta ise mevcut vasıtaların birincisi ve en mühimi basındır. (konuda eldeki araçların birincisi ve en önemlisi basındır.)

    1 Mart 1922

    Basının genel yaşamda, siyasal yaşantıda ve cumhuriyetin gelişme ve ilerlemelerinde taşıdığı yüksek görevleri anmak isterim.

    Basının tam ve geniş özgürlüğü iyi kullanmasının ne denli özel bir durum olduğunu da söylemeye gerek görmem. Her türlü yasa bağlarından çok, bir kalem sahibi bilgiye, ihtiyaca ve kendi siyasal görüşlerine olduğu kadar, vatandaşların haklarına ve memleketin her türlü özel görüşlerin üstünde olan, yüksek çıkarlarına da önem ve saygı göstermesi manevi mecburiyettir ki, genel düzeni ancak bu mecburiyet sağlar.

    Ekim 1923

    Cumhuriyet döneminin kendi görüş ve ahlak anlayışını, yükselen basınını gene ancak cumhuriyetin kendisi yetiştirir.

    1925

    Gazeteler, yasaya ve genel çıkarlara aykırı işlemlere tanık olup öğrendikleri zaman, gerekli yayında bulunmalıdırlar.

    15 Ocak 1923

    Basın, milletin müşterek (ortak) sesidir. Bir milleti irşatta (uyarmakta), bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı (manevi besini) vermekte, hulasa bir milletin hedefi (amacı) saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde (sağlamada) basın, başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.

    1 Mart 1922

    Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para aleminin basın üzerinde gizli tesiri (etkisi) yahut sadece ecnebi (yabancı) devletlerin örtülü ödeneklerinin tesiri (etkisi), bunların efkarı umumiyeyi (kamuoyunu) aldatmaları ve yanıltmalarından bilhassa korkulur. Fakat hürriyetten (özgürlükten) çıkacak bu fenalık asla çaresiz değildir.

    Basın hürriyetinden (özgürlüğünden) doğacak mahzurların izalesinin (sakıncaların giderilmesinin) bizzat basın hürriyeti ile kaim (var) olduğuna dair bu yüksek meclisin mürşit (yol gösterici) ve olgun sahasında tesbit olunan (ortamında saptanan) esaslar (kurallar), eğer cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum cür’et erbabına (erdemden yoksun saldırganlara) basın içinde eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların fikir sahasında meşum tesirleri (düşünce alanındaki uğursuz etkileri) tarlasında çalışan masum vatandaşların kanlarını akıtmasına sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına başvuran bu gibi baştan çıkarıcılar, kanunların hususi müsaadelerinden faydalanmak imkanını bulurlarsa, Büyük Millet Meclisi’nin terbiye edici kahredici elinin müdahale ve tembih etmesi elbette zaruri olur. (İşe el koyması ve uyarıda bulunması elbette zorunlu olur.)

    1925

  • Gazetecilikte muhabirin yeri nedir?

    Gazetecilikte muhabirin yeri nedir?

    Ülkemizde yazılı iletişim araçlarının (basının) içine düşmüş olduğu derin bunalım ve onu bu bunalımdan çıkaracak olan temel unsur muhabirdir.

    Muhabirin üstündeki herkes hata yapabilir. Patron, yani gazetenin tek söz sahibi olan kişi hata yapabilir. Gazeteci olmayabilir. Gazeteciliği, gazetecilik dışı herhangi bir meslekle (inşaatçılık, ihalecilik, bürokratlık, bankerlik vs..) eş anlamlı görebilir. Haberin yansızlığına, dürüstlüğüne, üslubuna, gramerine saygısı bulunmayabilir. Gazeteciliği 7.65’lik bir tabanca veya diğer işlerin kapısını açacak bir anahtar hatta kartvizit olarak görebilir. Muhabiri hiç dikkate almayabilir hatta muhabire ödediği maaşa acıyıp o parayı sokağa atıyormuş hissine kapılabilir.

    Eğer muhabir yeterli profesyonel, dürüst ve çalışkansa, patronunun hatalarına karşın bunalıma düşen gazeteyi kurtarabilir, iyi gitmeyen pek çok şeyi kendi iradesiyle düzeltebilir.

    Genel Yönetmen ve benzeri konumdaki kişiler de hata yapabilir. Bu kişiler kişisel yaşam standartlarını yükseltmek için patronunun gözünü boyayıp hatta onu safdışı bırakarak başında bulundukları yayın kuruluşunun bütün prestij, olanak ve gücünü, şahsi çıkarları doğrulusunda kullanabilirler. Çeşitli amaçlarla o yayın organının gerçek bir yayın organı olmaktan çıkarıp kendilerine şahsi olanaklar sağlayan kişi, kurum ve zümrelerin hizmetine sokarak okurlarını da bir süre aldatabilirler. Ancak “gazete okumak” isteyen gerçek okuyucu, o yönetmeni veya onun gibi düşünen yöneticileri kısa zamanda safdışı ederek, yolunun üzerindeki bu engeli “verdiği tiraj cezası” ile kaldırır.

    İşte o andan itibaren, o yöneticilerin yarattığı bunalımı aşacak tek unsur yine muhabirdir. Eğer muhabir yetkin, yeterli, dürüst ve çalışkansa, kendini mesleğine adamışsa, verdiği ürünlerle (okurunu küstürmüş hangi yayın organı olursa olsun) o yayın organını, içine battığı derinliklerden kurtarabilir.

    Muhasebe müdürü, müessese müdürü, abone şefi, haber müdürü, istihbarat şefi hatta yazıişleri müdürü hata yapabilir. Bunların hepsi aşılır. Kanayan yaralar sarılır ve uğranılan zararlar telafi edilir. Fakat tek bir koşulla, muhabirin yetkin, yeterli, dürüst, samimi, çalışkan ve birikim sahibi olması koşuluyla.

    Tüm bu nedenlerle muhabirde bulunması gereken özellikleri kısaca şöyle özetleyebiliriz;

    HERŞEYDEN ÖNCE

    ÖNEMLİ BİR ADAMDIR

    Bu önem muhabirin şahsından değil, yaptığı işin kutsallığından kaynaklanıyor. Zira haberi muhabir buluyor, ortaya çıkarıyor, gözler önüne seriyor. Böylelikle bir bakıma toplumu denetliyor. Bunu da toplum adına yapıyor. Kimi zaman birey, kimi zaman da kurum düzeyinde gözlüyor. Tüm gözlemlerini kanıtlarıyla birlikte topluma aktarıyor. Bu muhabir için son derece kutsal ve önemli bir görev. Dolayısıyla muhabir bir kimseye değil, doğrudan doğruya topluma karşı sorumludur.

    Bu sorumluluğu yüklenebilmenin birinci koşulu bilgili olmaktır. Bilgi edinmenin ise tek yöntemi ve eylemi vardır; okumak.

    Muhabirin meslek yaşamı boyunca haşır-neşir olduğu tek konu insandır. İnsanı ise ancak okuyarak tanıyabilir. Kültürel bakımdan iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırdedebilecek düzeyde bilgi birikiminden yoksun bir muhabir için “dürüstlük” sadece bir iyiniyet dileği olarak kalacaktır.

    Muhabir bir olayda taraf değildir. Muhabirin görevi toplumda iyi gitmeyen işleri düzeltmek de değildir. Muhabir sadece toplum adına toplumu gözetleyen, görüntü alan ve yansıtan bir ayna, bir fotograf makinasıdır. Muhabirin tek kaygısı aleti, aracı olmaması, tarafsızlığını yitirmesidir.

    MUHABİR İÇİN ARAÇ ÖNCELİKLE ŞÖHRET VE PARA OLMAMALIDIR

    Eğer iyi bir muhabir olmadan zengin ve şöhretli bir adam olmayı amaçlarsa, yazılı iletişim araçlarını şahsi çıkarlarına alet eden bir çıkarcıdan öteye gidemez. Belki yine Basın Kartı alır, kendisine “Büyük gazeteci” derler ama dolaylı olarak şikeli iflasla banka dolandıran veya hayali ihracatla devleti soyan sahtekar bir işadamından farkı kalmaz.

    n Saygın ve kalıcı kalemler her şeyden önce doğruyu yazan kalemlerdir. Onlar satın alınamaz ve ölümsüzdürler.

  • Kurtuluş Savaşına Adana

    Kurtuluş Savaşına Adana`da karar verdi…
      Adana’nın gururu, ulusal bağımsızlık ve egemenlik düşüncesinin Atatürk’ün kafasında oluşturduğu bir şehir olmasındandır.  
    Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi’nin akışı içerisinde, Adana Atatürk’le bağlantılı birçok gelişme yaşamıştır. Mustafa Kemal 1. Dünya Savaşı’nın yenilgi ile biten acılı günlerinde, Adana’da bulunmaktadır. Suriye’den çekilen Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olarak, mütarekenin ilk günlerini buradan izlemiştir. Türk ulusunu egemenliğe ve bağımsızlığa kavuşturma plânını burada tasarlamıştır. Bunu kendisi, Büyük Zaferden sonra 15 Mart 1923 günü Adana’ya ilk geldiğinde “Bende bu vakayiin ilk hissi teşebbüsü, bu memlekette, bu güzel Adana’da doğmuştur.” diyerek açıklamıştır. Bu açıdan, Atatürk’ün zaferlerle dolu askeri ve siyasi hayatında, Adana’nın özel bir yeri vardır.

    Adana’nın gururu, ulusal bağımsızlık ve egemenlik düşüncesinin Atatürk’ün kafasında oluşturduğu bir şehir olmasındandır. Bu gurur ve aynı zamanda mutluluğa eklenen diğer bir gelişme de, büyük zaferden sonra Mustafa Kemal’i ilk bağrına basan şehrin Adana olmasıdır.

     
    Atatürk, İstiklâl Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından ölümüne kadar, Çukurova’ya yedi defa gelmiştir Bu gezilerinden Adana’da kalan sıcak anıları Çukurovalılar ılık yüreklerinde taşımışlardır.

    Atatürk, yurt köşelerini gezerken, görüp geçen bir insan değil, karanlığın ötesindekileri gören, göremediklerini sezen bir yaradılıştaydı.

    İzlenimlerinin tümünü ya o esnada verdiği direktiflerle ya da Ankara’ya döndüğü zaman değerlendirmekteydi.

    Tarım, ekonomi ve sosyal nitelikteki sonuçları açısından da Atatürk’ün Çukurova seyahatleri, büyük değer taşımaktadır. Atatürk burada yaptığı konuşmalarında gericiliğin, bağnazlığın, bozgunculuğun yıkıcılığına değinmiş, milletimizin uygarlık ve çağdaşlık amacına yönelmesine, tekniğin değerini öğrenmesine ışık tutmuştur.

    Sanatın ve sanatkârın önemine, bol üretimin gereğine, kültürün değerine, hemen her seyahatinde parmak basan Atatürk, dile, tarihe dair ilginç konuşmalar yapmıştır.

    Mustafa Kemal’in 1923 Mart’ında Adana’ya yaptığı ziyaret, zengin anılarla doludur. O, Büyük Zafer’den sonra ilk ziyaretini Adana’ya yapmıştı, ölümüne neden olan son hastalığını hiçe sayarak, 1938 yılı Mayıs’ında yaptığı ziyaret ise Hatay’ı kurtarmak amacına yöneliktir. Büyük Zafer’den sonra onu ilk gören Adana, hastalığı sırasında son ziyaret ettiği yer de yine Adana, olmuştur.

  • Sansür ve tarihi

    Sansür ve tarihi

    Sansür; Fransızca (Censure) bir kelime olup; anlamı her türlü yayının, sinema ve tiyatro yapıtlarının hükümetce önceden denetlenmesi işi olup, yayın ve gösteriminin izine bağlı olmasıdır.

    Sansür; bizim hayatımızda sosyal ve kültürel bünyemizde çok tahribat yapmış bir hastalık olup, asırlardır dilimize yerleşmiş bir kelimedir. Tarihi açıdan bilhassa dini alanda; eski Romalılara kadar uzanan siyasi ve ahlaki çeşitleri bulunan sansürün olduğu yerde, fikir ve hele basın hürriyetinden bahsedilmesi hiç şüphesiz mümkün değildir. Bizde; Avrupa’dakinden iki asır sonra çıkmaya başlayan gazeteler, yıllar yılı en amansız düşmanı olan sansürün akla gelmez baskıları altında ezilmiştir.

    Dünyada ilk basımevinin 1440’lı yıllarda Güttenberg’le başlamasına  karşın, Türkiye’de ilk kitap basımı, İbrahim Müteferrika’nın basımevini ülkemize getirdiği 1727 yılına kadar uzanır. Yine Türkiye’de Osmanlı’nın sözcülüğünü yapan ve resmi gazete olarak tanımlanan Takvim-i Vekayi’nin çıkışı ise; 1831 yılına rastlar. Buna karşılık Venedik’te ilan tanıtımı olarak çıkarılan ve Gazetta adlı, para karşılığında alınan tanıtım yayınından hemen sonra ilk gazete Fransa’da 1631 yılında çıkmış olup, La Gazetta adını taşıyordu. Bu tarihler gözönüne alındığında, Türkiye’ye ilk gazetenin girmesi ise iki yüz yıllık bir gecikmeyi kapsıyordu.

    Ancak azınlıklar, bu tarihten çok önce basımevleri kurarak, bir takım kitaplar çıkarmaya başlamışlardır. Bunlardan Yahudiler 1492’de, Ermeniler 1567’de, Rumlar 1627’de kendi matbaalarını kurarak, Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında kendi dillerinde, kendi kitaplarını çıkarma hakkını kullanıyorlardı.

    Ülkemizde Türkçe olarak yayınlanan ilk gazete ise; bahsi geçtiği gibi 1831 yılında çıkarılan resmi gazete niteliğindeki Takvim-i Vekayi’dir. Ancak ülkemizde ilk yabancı gazete 1794 yılında İstanbul’da Fransızca olarak yayınlanan Bülten de Neuvellen’dir. Yine Türkiye’de çıkan ilk Türkçe gazeteden önce İzmir’de 1824 yılında Fransızca bir gazete çıktığını da bazı kaynaklardan öğreniyoruz. 1840’da ise; İngiliz William Churchıl İstanbul’da yarı resmi nitelikte Ceride-i Havadis’i çıkarmıştır.

    Daha sonraki yıllarda William Churchıl ‘in oğlu Alfred Churchıl de Ruzname-i Ceride-i Havadis ile 1864 yılında basın hayatına girecektir. Yine İstanbul’da 1860 tarihinde Ahmet Faris adlı bir şahıs da El Cevaib isimli gazetesini Arapça olarak yayın hayatına sokacaktır. Altı yıl sonra ; Ahmet Faris’in oğlu ise, bu gazeteyi Veled-ül Cevaib adı ile; yayınını Türkçe sürdürecektir.

    Dikkat çeken taraf ise; Tercüman-ı Ahval Gazetesi’nden ayrılan Şinasi’nin, 1862 yılında çıkarmaya başladığı Tasvir-i Efkar Gazetesi ile basında bir takım sorunlar da su yüzüne çıkmıştır. Bu sorunların başında Ceride-i Havadis ile, Tercüman-ı Ahval arasında yürütülen tartışma üzerine, basın tarihimizde ilk defa olarak hükümetin bir fikir gazetesini kapattığı görülür.

    Türkiye’de ilk sansür kararnameleri, Ali Paşa tarafından 1867’de “Milletin zaafını millete söylemek vatanperverlik değildir” gibi bir gerekçe ile çıkarılmış, 1876’da İstipdat İdaresinin basına koyduğu sansür ise; en şiddetlisinden en gülünç olanına kadar 32 yıl devam etmiştir. Yıldız Sarayı’nın direktifi ile hareket eden Matbuat Müdürlüğü’nün kontrolü altında bulunan gazete ve dergiler, ilanlarına varıncaya kadar bütün makale, haber ve diğer yayınların basılmış provaları Sansür İdaresi’ne gönderilir, sansür bunları inceler. bazı yerlerini çizer, değiştirir, çoğu cahil olan sansür memurları, ekseriye selameti, anlamadıkları yazıları topyekün yayınlamaktan menetmekte bulurlardı. Bazı kelimeler vardı ki; bunların kullanılmasının caiz olmadığını gazeteciler çok iyi bilirlerdi. Hürriyet, grev, suikast, ihtilal, anarşi, dinamit, yıldız, hal, müsavat, Kanun-i Esasi, bomba vs.. yasak kelimeler arasında idi.

    Bazen bir harf yanlışlığı gazetecinin başına büyük dertler açar, günlerce sorgulamalara, hapislere ve hatta sürgünlere sebep olurdu.

    Ülkemizde sansürün ilk kurbanı, mesleğimizin piri sayılan Agah Efendi’dir. Şinasi ile birlikte çıkardığı ilk bağımsız fikir gazetesi 22 Ekim 1860’da yayına başlamıştır. Kendisi ilk defa gazetesi kapatılan ve sürgüne gönderilen bir gazetecidir.

    Birinci sayısında tutumunu, “Madem ki halk kanunla vazifeler yüklenmiştir. Buna mukabil memleket menfaatleri hakkında söz ve yazı ile fikrini beyan etmesi, kendisi için bir haktır” şeklinde açıklayan Tercüman-ı Ahval, yukarıda adı belirtilen İngiliz’in çıkardığı yarı resmi nitelikteki Ceride-i Havadis ile, maarif konusunda girdiği bir tartışmadan dolayı, 43.sayısında kapatılmıştır.

    Her ileri fikre karşı cephe alan sansür, yıllarca türlü manasızlıklar rekoru kırdıktan sonra, İkinci Meşrutiyet İnkilabı’nın hemen ertesi günü, 24 Temmuz 1908 tarihinde, onun kahrını çeken gazeteciler tarafından kaldırılmıştır. 24 Temmuz sabahı, kendi aralarında toplanan Bab-ı Ali yokuşunun o zamanki mensupları, bir daha yazılarının provalarını sansüre göndermemeye karar verdiler. Böylece 1908 sabahı gazeteler ilk defa sansüre uğramayan yazılar ile çıkmış ve Türk basını bir manevi işkenceden de bu vesile ile kurtulmuştur.

    Mütareke yıllarında da hem padişah, hemde işgal ordularının sansürü ve zulmü, basınımız için ikinci bir engizisyon devri yaşatmıştır. Zaman zaman bir çok iktidar, başarısızlıklarını örtbas edebilmek için, hıncını gazetecilerden almak yolunu tercih etmiştir. Fakat; bütün bu şiddet hareketleri, Türk gazetecisini memleket ve millet yolundaki şerefli vazifesinden alıkoyamamıştır.

    Sonuç olarak; bugünün Batılı Türk kafasını yoktan var edenler arasında, herşeye rağmen Türk basını en önde gelmektedir. Her ileri harekette ön saflarda yerini alan basınımız, kutsallığına inandığı görevinin ifasında, gösterdiği sebat ile, milletimizin takdirine hak kazanan bir müessese haline gelmiştir.

    Türk basın mensupları, bugün basın hürriyeti uğruna canını veren aziz şehitlerini bir kere daha rahmet, saygı ve minnetle anar.